Ankara’da yolların denize çıkmadığını unutuyorum bazen. Sonra yürümek, üstelik seninle yürümek, çekip gitmek gibi bir şeye de dönüşmüyor.

Oradan bakınca,
(ne varsa betondan şeyleri)
göğsüme bastırıyorlar hissi.

Ağırlıktan öleceğim.

Programımızın bu bölümü, Mozart’ın 138K sayılı Divertimentosuyla sona eriyor. Hepinize mutlu akşamlar.

Alio
Naragonia

Sta limania anapsane foties
Politiki Kouzina

Theme from Schindler's List (Reprise)
Schindler's List

Remembrances (with Itzhak Perlman)
Schindler's List

Yeroushalaim Chel Zahav
Schindler's List

bazen çok korkuyorum. ama bu; aslanlarımı açıklamama engel olmuyor çünkü fena halde yaraşıyor birbirine gece ve balta ve anneciğim derdi vardı neyin altına giysen olur bir siyah pantolonum şimdi gibi ay! tekhnem dolu müfsidle! bu da caddelerden derviş dervişegelmeme mâni değildir yolları ay bastı mı lambalara koşuyorum ya, bundan bunun için kent nesnesi o bıçakla bakunin’di deştiğim ki ben devletin taş kestiğini en baştan bilirdim isa’yı polise doğru lttuğum zaman. ellerini el olarak tutmak istiyor ellerim de ki bunun kaburgamdaki kiliseyle ilgisi yok değildir zaten en az on iki kişiden biri haindir ama gözlerimi öyle yırtma annem ilkokul öğretmeniydi benim! sokaklara çıkıyorum sonra kedilerden görüyorum gazinolardan inanmazsın bir taşra kurmuşlar aynı bize bakıyor bir yanım asaf halet söylüyor diğer yanım fabrika bir şiiri birkaç kalemle yazmak lazımdır geliyor bana bugün yepyeni bir imparatorluk öğreniyorum ekmeğin ağırlığından da yeni bir imparatorluk örneğin gül dönüyor bir beygiri tasfiye ediyor şair arabca akdeniz diyor ben aynadan dönüyorum ayna benden dönmüyor. çok sihirli bir kabri söndürüyorum bir havari morfin gibi anne söylüyor ağlıyorum bak bir çocuk bak bir çocuk bak bak bir çocuk çok kötü bir gömlek kuruyor. belki de yangın çıksa ve ikna edilmiş olurum torbamı topluyorum ve annem şarkı dinlemiş olur korkuyorum çobanım yok metal nazlı pim aktif çözmüyorum çözersem kın fena halde kalınlaşıyor. manchesterden geliyorlar ve liverpooldan geldiler birazdan padişah mı öldürecekler dedim bir milyon kadardılar ah atları vardı artık seni bir çiçek yerine kopartmak istiyorum sevgilim. işte sahneden indim ve öpüyorum ağzından annem meç yaptırmazsa iftara geç gelir haz ey sıkıntının sevdiğim aritmetiği söyle banabana söyle; bir kere daha kabz? `inanmışım kaybetmek esrarıdır esrarın çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum` ipimden kurtulmuşum kaybediyorum birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez tanklar tank olup geçiyor üstümüzden helvetius haklı devlet şaşkın piyanist kara memleket sana rağmen ket vururken yarama şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben -ve emir ‘kun’ diyor, doğruluyorum- bu ülke’den daha bıçkın tamlama bilmiyorum. `ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum! çünkü bu, seni seviyorum içine nal salmak demektir. ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur. oysa seni sevmem toplumu meşru kılar ve gitmen beni dile indirger sevgilim.` zaten kırılmış bir kızsın şimdi dövülmüş bir av yanmış ırmaklar öneriyorsun toy bedenine kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor gözlerime baka baka ağlayıp aşk diyorsun bir tekkenin ortasına sirk treni devriliyor. ki hala çocuk övmeye duruyorsam bu ‘şehrin en uzak yerinden gelen o’nunla ve izmit’le ve fargo’yla ve horasan’la ve hafıs’ın beni eve götürdüğü kınla ilgili bir matkabı girdiği çene kemiğiyle birlikte söküp şu karşıki düğün salonuna ilave edemememdendir. yoksa orospular ve ortaokul öğretmenleri giremesinler diye babam ve bilhassa dedem mahallemize yeterinde toplu polis gönderilmesi konusunda gerekli telefonları etmiş durumdalar sevgilim! ama yine de sırf sen sürdürebil diye ayın alnında melekçe ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça benim alıp kını öte yana geçmem gerektir içinden memleketi çekeyim diye. hem düşünsene; bu bizi nasıl imparatorlaştırır! yoo, hayır! omzunu açma. omzun ideoloji taşır. ve fakat ‘dil’e rağmen bütün bunlar sevgilim ayaklarına beyaz çoraplar giydirmek istemediğim anlamına gelmeyebilir. çünkü bak süleyman bu sayfadan henüz geçmiş gibi gül lekesi ve apaçık kudüsmüş bir zebrayım ben uzun menzilli şiirlere şikar! elbet bir gün batar, kuşlar döner, çarmıh baştan düzenlenir ve bana tertemiz eller verir cezayirli o tüccar. o vakit sana bakıyorum kadar büyür akdeniz cumhuriyetin tersinden tertib ettiği çarşılar gibi sonra uzun süre bir takibediliyormuşum hissi… siz hiç yahudi bir minibüs şöförü düşlediniz mi?Ah Muhsin Ünlü Yaşasın! Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize

bazen çok korkuyorum.
ama bu; aslanlarımı açıklamama engel olmuyor
çünkü fena halde yaraşıyor birbirine gece ve balta
ve anneciğim derdi vardı neyin altına giysen olur bir siyah pantolonum şimdi gibi ay!
tekhnem dolu müfsidle!
bu da caddelerden derviş dervişegelmeme mâni değildir
yolları ay bastı mı lambalara koşuyorum ya, bundan
bunun için kent nesnesi o bıçakla bakunin’di deştiğim
ki ben devletin taş kestiğini en baştan bilirdim
isa’yı polise doğru
lttuğum zaman.
ellerini el olarak tutmak istiyor ellerim
de ki bunun kaburgamdaki kiliseyle ilgisi yok değildir
zaten en az on iki kişiden biri haindir
ama gözlerimi öyle yırtma annem ilkokul öğretmeniydi benim!

sokaklara çıkıyorum sonra kedilerden görüyorum
gazinolardan
inanmazsın bir taşra kurmuşlar aynı bize bakıyor
bir yanım asaf halet söylüyor diğer yanım fabrika
bir şiiri birkaç kalemle yazmak lazımdır geliyor bana
bugün yepyeni bir imparatorluk öğreniyorum
ekmeğin ağırlığından da yeni bir imparatorluk
örneğin gül dönüyor bir beygiri tasfiye ediyor şair
arabca akdeniz diyor ben
aynadan dönüyorum ayna
benden dönmüyor.

çok sihirli bir kabri söndürüyorum
bir havari morfin gibi anne söylüyor
ağlıyorum bak bir çocuk bak bir çocuk bak
bak bir çocuk çok kötü bir gömlek kuruyor.
belki de yangın çıksa ve ikna edilmiş olurum
torbamı topluyorum ve annem şarkı dinlemiş olur
korkuyorum çobanım yok metal nazlı pim aktif
çözmüyorum çözersem kın fena halde kalınlaşıyor.
manchesterden geliyorlar ve liverpooldan geldiler
birazdan padişah mı öldürecekler dedim
bir milyon kadardılar ah atları vardı
artık seni bir çiçek yerine kopartmak
istiyorum sevgilim.
işte sahneden indim ve öpüyorum ağzından
annem meç yaptırmazsa iftara geç gelir haz
ey sıkıntının sevdiğim aritmetiği
söyle banabana söyle; bir kere daha kabz?

`inanmışım kaybetmek esrarıdır esrarın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum`
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı devlet şaşkın piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir ‘kun’ diyor, doğruluyorum-
bu ülke’den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
`ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!
çünkü bu,
seni seviyorum içine nal salmak demektir.
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
ve gitmen beni dile indirger sevgilim.`

zaten kırılmış bir kızsın şimdi dövülmüş bir av
yanmış ırmaklar öneriyorsun toy bedenine
kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor
gözlerime baka baka ağlayıp aşk diyorsun
bir tekkenin ortasına sirk treni devriliyor.
ki hala çocuk övmeye duruyorsam bu
‘şehrin en uzak yerinden gelen o’nunla
ve izmit’le ve fargo’yla ve horasan’la
ve hafıs’ın beni eve götürdüğü kınla ilgili bir matkabı
girdiği çene kemiğiyle birlikte söküp
şu karşıki düğün salonuna ilave edemememdendir.
yoksa orospular ve ortaokul öğretmenleri giremesinler diye
babam ve bilhassa dedem
mahallemize yeterinde toplu polis gönderilmesi konusunda
gerekli telefonları etmiş durumdalar sevgilim!

ama yine de sırf sen sürdürebil diye ayın alnında melekçe
ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça
benim alıp kını
öte yana geçmem gerektir
içinden memleketi çekeyim diye.
hem düşünsene;
bu bizi nasıl imparatorlaştırır!
yoo, hayır! omzunu açma. omzun ideoloji taşır.
ve fakat ‘dil’e rağmen bütün bunlar sevgilim
ayaklarına beyaz çoraplar giydirmek istemediğim anlamına gelmeyebilir.

çünkü bak süleyman bu sayfadan henüz geçmiş gibi gül lekesi
ve apaçık kudüsmüş bir zebrayım ben uzun menzilli şiirlere şikar!
elbet bir gün batar, kuşlar döner, çarmıh baştan düzenlenir
ve bana tertemiz eller verir cezayirli o tüccar.
o vakit sana bakıyorum kadar büyür akdeniz
cumhuriyetin tersinden tertib ettiği çarşılar gibi
sonra uzun süre bir takibediliyormuşum hissi…
siz hiç yahudi bir minibüs şöförü düşlediniz mi?

Ah Muhsin Ünlü
Yaşasın! Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize

Bu gecenin şarkıları:

Politiki Kouzina / An Umbrella Over Vosporos
http://www.youtube.com/watch?v=PfTqAE9pxo4

Naragonia - Alio
http://www.youtube.com/watch?v=T7ZhD34eXLI

Devamını Oku

I.
diyelim ki bir bakmışım
kocaman evlerden de kocaman evler yapmışlar

hahay, hepsinin gözleri kapalı çıkıyor fotoğraflarda.
mersi.

II.
birbirinin önünü kesen yollara saygı duyuyorum
siz yaya geçidi sürebiliyor musunuz
karşıdan karşıya n ehliyeti
teşekkür ederim

III.
n’olacak bu memleketin hali
efendim, müsaade edin söyleyeyim
antre salondan büyük, niye
(buraya uygun bir devlet gelecek)